Anasayfa | Bize Ulaşın | Ziyaretçi Defteri
Nereden Nereye Türkiye, H. Yeşil, Yeni Dünya İçin Çağrı Yayınları, Nisan 2009, 512 sf.
Değerli okuyucu elinizdeki çalışmayı okumaya başlamadan önce bir iki açıklama yapma ihtiyacı
duyuyorum.
* Türkiye’nin ‘Sosyo Ekonomik Yapı’sı (SEY) üzerine görüşlerimi ortaya koyduğum bu çalışmada
1923’den bu yana var olan Türkiye Cumhuriyeti (TC) devleti bir bütün olarak baz alınmıştır.
Kuzey Kürdistan coğrafi olarak bir ülkenin TC sınırları içinde kalan bir parçası olmasına
rağmen, var olan verili durum -K. Kürdistan’da egemenliğin TC devleti elinde olması,
K. Kürdistan’daki devrimin yönelmek zorunda olduğu birinci hedefin TC devleti olması, K.
Kürdistan’daki SEY’in TC devletinin diğer bölgelerindeki SEY ile iç içe olması ve karşılıklı olarak
birbirini etkilemesi vb.- çıkış noktası alınarak, K. Kürdistan’ın SEY’i ayrı bir inceleme içinde
ele alınmamıştır. Bu, bu çalışmanın detaylandırıldığı başka çalışmalardan birinin konusu
olabilir. (*)
* SEY çalışmasında var olan durumu ortaya koyarken dayandığım istatistiki veriler,
Türkiye’de burjuvaziden bağımsız olarak geniş çaplı istatistiki veriler toparlayacak kurumlar,
imkanlar olmadığı için- bu ancak proletaryanın iktidarda olduğu şartlarda mümkün
olacaktır- ister istemez egemen sınıfların denetiminde olan kurumların verileridir. Kuşkusuz
bu verilerin gerçekleri birebir yansıttığı konusunda kuşkular olacaktır. İktisat, sosyoloji gibi, sınıflı
toplumlarda taraflı olması kaçınılmaz olan toplumsal bilimlerin konusu olan SEY araştırmasında,
burjuvazinin istatistiklerine dayanmak zorunda olmak kötüdür. Fakat anda bunun
dışında yapacak fazla bir şey de yoktur.
Herhalde dayandığım DİE (Şimdi TÜİK), TÜSİAD, TİSK gibi kurumların, OECD, DB, IMF,
Statistisches Bundesamt (Almanya İstatistik Dairesi) gibi Türkiyeli ve Türkiye dışı kurumların
istatistiki verileri Marx’ın Kapital’i, Lenin’in Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi’ni yazarken dayandığı
istatistiki verilerden daha az veya daha fazla “sağlam” değildir.
Yine de Türkiye’deki istatistik kurumlarının rakamları bağlamında bunların uluslararası
alanda kabul gören standartlara uyumunun daha yeni yeni gerçekleştirildiği, buna bağlı olarak
da geçmişe yönelik olarak bir dizi “düzeltmeler”in yapıldığı bilinmelidir. Ben bu çalışmada
mümkün olduğunca en son verilere dayanmaya çalıştım.
* SEY çalışmasının esas bölümünü andaki durumun fotoğrafının çekilmesine, andaki durumun
açıklanmasına ayıracağım. Kuşkusuz yalnızca andaki durum değil, bu duruma doğru gelişmenin
nasıl olduğu da önemlidir. Bu özellikle gelişmenin ne yönde ve ne kadar hızla vb. olduğunun,
kırılma noktaları varsa bunların neler olduğunun vb. bilinmesi açısından önemlidir.
Bu çalışmada sorunun bu yönü üzerinde fazla durmayacağım. Çünkü bu yön, başlanmış,
henüz tamamlanmamış olan bir başka çalışmada “Kemalist Devrim” (H. Yeşil, 1. Basım, Eylül
2000, Dönüşüm Yayınları) kitabında genişçe ele alınmaktadır. Okuyucuya bu bağlamda önerim sözünü
ettiğim kitaba da baş vurmasıdır.
* SEY çalışmasında tabii ki bu çalışmayı “akademik bir merak” temelinde, “tarafsız” bir gözle
yapma iddiasında değilim. Sosyal bilimlerde “tarafsızlık” iddiasının boş bir iddia, bir kandırmaca
olduğunu bilenlerdenim. “Tarafsız” değilim. Tarafım ezilenlerin, sömürülenlerin kurtuluş
mücadelesinin yanıdır. Ancak bu tarafın mücadelesinde kazanabilmesi için içi boş ajitasyona
ya da önceden kesinleştirilmiş yargıları ve vargıları ispatlamak amacıyla yapılan, gerçekleri
var olan “teori”lere, “çizgi”lere uydurmaya çalışan lafta araştırmalara değil, gerçeği değiştirebilmek
amacıyla onu olduğu gibi ve aynı zamanda tabii gelişme yönünü de hesaba katarak çıkış
noktası alan kesin bilimselliğe sahip gerçek araştırmalara ihtiyaç vardır. Ne yazık ki Türkiye
Komünist ve Devrimci Hareketi açısından bugüne kadar SEY konusunda ortaya konmuş olanlar
kesin bilimsellik kıstaslarından epey uzaktır. Kesin bilimsellikten benim toplumsal bilimlerde
anladığım Marksizm-Leninizmdir. Onun diyalektik materyalist yöntem ve yaklaşımıdır.
Marx’ın “Kapital”i, Lenin’in “Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi” bu yöntem ve yaklaşımın SEY
çözümlemesinde pratikte bu bilimin kurucuları ve geliştiricileri tarafından nasıl uygulandığının
en iyi örnekleridir. Bu çalışmada kendime bu eserleri çıkış noktası almaya çalıştım.
* SEY araştırmasında işin sosyal yanından çok, bu yanın da temeli olan ekonomik yanı üzerinde
durdum. Bu, bu kitabın boyutlarını belli bir sınır içinde tutmak için gerekli olan sınırlama
sonucu ortaya çıkan bir durum, sınırlama zorunluluğu sonucu yapılmış bilinçli bir tercihtir.
İşin sosyal yanı ile ilgili olan eksiklikler başka çalışmalarda giderilebilir.
* Geçmişte genelde SEY araştırmaları devrim aşamaları konusunda savunulan karşıt tezlerin
ispatı için yapılan “araştırmalar”dı. Bu benim geldiğim “milli/ulusal/ antiemperyalist
DEMOKRATİK DEVRİM” savunucusu gelenek için de, “SOSYALİST DEVRİM” savunucusu
gelenek için de böyle idi. Birinciler “araştırma”larını Türkiye’nin ne kadar “feodal/yarı feodal
ve yarı sömürge” olduğunu ispatlamak amacıyla yaparken, ikinciler de “araştırmaları”nı,
Türkiye’de kapitalizmin ne kadar geliştiğini, Türkiye’nin kapitalist bir ülke olduğunu ispatlamak
amacıyla yapıyorlardı. Araştırmalar, sonucu baştan belirlenmiş “araştırmalardı”. Ben bu
araştırmada kendimi yanlış, mekanik bir Marksizm anlayışına dayalı bu tip “araştırmalar”dan
uzak tutmaya çalıştım. Gerçek ne ise onu olduğu gibi ortaya koymaya, gerçeğin resmini çekmeye
çalıştım. Biliyorum ki, gerçeği değiştirmek için ön şart onun olduğu gibi kavranmasıdır.
“Olduğu gibi” kuşkusuz durağan olarak alınmamalıdır. Çünkü madde sürekli hareket halinde,
her şey her an değişiyor. Olduğu gibi kavrama bu yüzden andaki durum yanında, ona doğru
gelişmeyi ve geleceğe dönük gelişme yönünü de içeren bir kavramadır. Bu çalışmada bunu
yapmaya çalıştım.
* Son bir şey daha: Bu çalışmanın taslağını ben yazdım, son şeklini de ben verdim, fakat bu
çalışma gerçekte bir kişinin değil, bir kolektifin, çalışmanın her aşamasında birlikte çalışan,
araştıran, tartışan dünya görüşleri bir olan, yeni bir dünya mücadelesinde omuz omuza vermiş
onlarca insanın, Marksizm-Leninizm’i kendisine rehber edinmiş ve içinde bulunmaktan onur
duyduğum bir kolektifin ürünüdür.
Ağustos 2008
Dipnot:
(*) Kuzey Kürdistan ya da Kürdistan’ın Kuzeyi (bu iki kavram da aynı gerçekliğin değişik
sözcüklerle ifadesidir.) Kürdistan’ın Osmanlı devletinin yıkıntıları üzerinde kurulan TC devleti
sınırları içinde kalan kesimidir. TC devleti kuruluşunda kendini TC sınırları içinde yaşayan
Müslüman tüm nüfusun, bu arada Kürtlerin de devleti olarak tanımlasa da, bütün Cumhuriyet
tarihi gerçekte Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan Kürtlerin, bu devlet içinde
egemen konumda olan Türk milletinden ayrı bir ulus oluşturduğu gerçeğinin inkarı tarihidir.
Kürt ulusu kökenliler için TC içinde, egemen ulustan insanlarla “eşit haklar”la yaşama, onların
yararlandığı haklardan yararlanma vb. ancak kendi ulusal kimliğini inkar, Türklüğü kabul
etme temelinde mümkün olmuştur. Kürt dili, Kürt kültürü, Kürt ulusal özellikleri unutturulmaya,
TC sınırları içindeki Kürtlük Türk kimliği içinde eritilmeye, TC sınırları içindeki
Kürtler asimile edilmeye çalışılmıştır. Asimile olmayı reddedenler, isyan edenler, ulusal haklarını
talep edenlere karşı her dönem faşist şiddet uygulanmış, Kürt isyanları hep kan ve ateşle
bastırılmıştır. Kürt halkı hep baskı altında tutulmuş, aşağılanmış, ulusal bilincini geliştirmesi
engellenmeye çalışılmıştır. Kürt ulusunun en yoğun biçimde yaşadığı Kuzey Kürdistan TC sınırları
içinde “Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi” olarak hep üvey evlat muamelesi görmüş,
bölge TC sınırları içindeki coğrafi bölgeler içinde her zaman en az yatırım yapılan, en az geliştirilen,
geri bırakılan bölge olmuştur. Kuzey Kürdistan bölgesi, TC açısından tipik bir iç sömürge
konumunda bir bölge olagelmiştir.
Türkiye’nin Sosyoekonomik Yapısı’ndan söz ederken TC sınırları içindeki bir iç sömürge konumunda
olan Kuzey Kürdistan bölgesini de TC bütünlüğü içinde ele alacağım. Kuşkusuz soruna
Kürdistan açısından da yaklaşılıp, Kuzey Kürdistan bugün İran, Irak, Suriye ve Türkiye
arasında bölünmüş olan tarihi-coğrafi tüm Kürdistan ülkesinin sosyoekonomik yapısının kuzeydeki
kesiminin durumunun incelenmesi biçiminde de ele alınabilir.
Ben bunu burada iki açıdan yapmıyorum:
Birincisi -ki belirleyici olan budur- sosyoekonomik yapı araştırması Marksist-Leninistler
açısından öncelikle var olan yapıyı kavrama ve devrimle değiştirmenin dinamiklerini görüp
gösterme için önemlidir. Olması gerekenden değil, olandan yola çıkar. Bugün Kürdistan denen
ülke, ancak tarihi/coğrafi anlamda bir bütün olarak ele alınabilir bir ülkedir. Siyasi olarak
Kürdistan denen bütün bir ülke bugün söz konusu değildir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında
tarihi/coğrafi Kürdistan ülkesi bütünlüğü -ki bu bütünlük aslında Birinci Dünya Savaşı
öncesinde de yoktu, Kürdistan coğrafyası İran ve Osmanlı devletleri arasında paylaşılmış durumdaydı-
dört ayrı siyasi bütünlük içinde parçalanmış, bu siyasi bütünlüklerin İran, Irak, Suriye
ve TC devletlerinin parçaları haline gelmiştir. Sosyoekonomik birimler olarak bu parçalar
80 yılı aşkın süredir parçaları oldukları devletlerin iç sömürgeleri olarak şekillenmişlerdir.
Her biri aslında iç sömürgesi oldukları devletlerin sosyoekonomik birimleri olarak, o devletlerin
sosyoekonomik yapılarının bir parçası olarak şekillenmişlerdir. Her devlet içindeki Kürdistan
kesimi, o devletin ekonomisinin bir parçası, sosyal yapısının bir parçası, o Kürdistan kesimi
o devletin iç pazarının -özel şartlara sahip- bir parçası olmuştur. Kürdistan’da kapitalizmin
gelişmesi, Kürdistan’ın her parçasının bağlı olduğu devletin kapitalizminin gelişmesi ile
birlikte, ona bağlı olarak farklı biçimlerde, farklı hızda, farklı seviyede olmuştur. TC’nin sosyoekonomik
yapısı ve gelişmesi, Kuzey Kürdistan’daki sosyoekonomik yapı ve onun gelişmesinden
bağımsız olarak ele alınıp incelenemez. Fakat Kuzey Kürdistan’ın sosyoekonomik yapısı,
Suriye, Irak, İran’daki Kürdistan bölümlerinin sosyoekonomik yapılarından bağımsız olarak
ele alınıp incelenebilir. Bu Kürdistan’ın diğer parçaları için de böyledir. Evet öyle incelenmeleri
bilimsel yaklaşımın, gerçeklerden yola çıkmanın gereğidir. İran, Suriye, Irak’taki Kürdistan
bölümleri için de bu böyledir. Kürdistan’ın değişik parçalarının devrimleri, o parçaların
bulundukları ülkelerin devrimiyle birleşmiştir, o ülkelerin devrimlerinin bir parçası haline
gelmiştir. (Irak’ın parçalanması ve Güney Kürdistan’da bir Kürdistan devletinin oluştuğu şartlarda
-ki gidiş o yöndedir- o bölümün sosyoekonomik yapısı kendi başına ele alınıp incelenmelidir.)
Türkiye’de eğer devrim olacaksa, bu TC devletinin egemenlik alanının önemli bir bölümünü
oluşturan Kuzey Kürdistan’da devrim olmadan olmaz, Kuzey Kürdistan devrimi TC
devriminden ayrı bir devrim, Kürdistan devriminin bir parçası, Türkiye devriminden bağımsız
bir devrimin parçası olarak gelişmemiştir. Bu tabii ki ileride böyle bir gelişme hiçbir şart altında
mümkün değildir anlamına gelmiyor.
İkincisi, ben Türkiye-Kuzey Kürdistan toplumunun bir insanıyım, içinde yaşadığım ve en
iyi tanıdığım ve öncelikli olarak değiştirmek için katkıda bulunma iddiasında olduğum toplum
bu. Ben 80 yılı aşkın süredir olmayan, yalnızca coğrafi/tarihi olarak var olan bir bütünlüğü
çıkış noktası alıp, bunu inceleyecek, gerçek anlamda çözümleyecek durumda da değilim.
Bu nedenlerle kendimi Kürdistan bağlamında bilinçli olarak Kuzey Kürdistan’la sınırlıyorum.